Yargıtay 8. Ceza Daı̇resı̇’nı̇n 2007 Kararı 28 Şubat Ürünüdür

Yerel Mahkeme, Gerekçeli Karar’ın 8681. sayfasında Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2006/2934 E. ve 2007/3877 K. sayılı ilamına yer vererek, bu ilamdaki tespitlerin dikkat çekici olduğunu ifade etmiştir. Bu ilamı TCK m. 220 ihlali iddiasına dayanak yapmıştır.

BİRİNCİSİ: Tarihinden de kolayca anlaşılabileceği gibi 8. Ceza Dairesi’nin 2007 kararı hukuki değil, ideolojik bir karardır. 28 Şubat zihniyetinin yüksek yargıda çok güçlü olduğu o tarihte Ak Parti için kapatma davası açılmış, tüm Müslüman derneklere, vakıflara, cemaatlere düşman gözüyle bakan bir ideolojik yaklaşım her İslami gruba olduğu gibi bize de yüksek yargıyı kullanarak saldırmıştır. Bu saldırının varlığı, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 28 Şubat Davası’nda “darbeye teşebbüs” suçundan verdiği müebbet hapis cezalarının Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nce onanmasıyla kesinlik kazanmıştır. Varlığı kesinleşmiş bir yargı kararıyla sabit olan darbe hazırlığı sürecinde yüksek yargı mensuplarının brifingler yoluyla baskı altına alındığı herkesin malumudur. İşte Yargıtay 8. CD’nin bizimle ilgili 2007 kararı, varlığı bu kesin yargı kararıyla tespit edilmiş olan baskı ortamının bir ürünüdür. Bunun siyasi/ideolojik bir karar olduğu içeriğinden bile kolayca anlaşılabilmektedir. Çünkü kararda bir yandan 6 sanığın sorgu ve savunmalarının alınmamış olması bozma sebebi yapılırken, diğer yandan bununla tamamen çelişkili biçimde 4422 sayılı yasanın ihlal edildiği iddiası dile getirilmiştir. Sorgu ve savunmayı görmeden suç tespiti yapılamayacağı açıktır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi kendi kendisiyle çelişkiye düşerek kararının hukuki olmadığını ele vermiştir.

İKİNCİSİ: Bu nedenledir ki; YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ’NİN 2007 KARARINI HİÇBİR SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA MAKAMI DİKKATE ALMAMIŞTIR, ÖNEMLİ BULMAMIŞTIR. Nitekim bu Yargıtay kararından sonra yürütülen TCK m. 220 çerçevesindeki 4 savcılık soruşturmasında, bu Yargıtay kararında ortaya konan iddianın aksi yönünde, takipsizlik kararları verilmiştir. Bu 4 soruşturma şunlardır:

  1. İstanbul Başsavcılığı’nın 2009/9321 Sor. sayılı dosyası
  2. Anadolu Başsavcılığı’nın 2014/14895 Sor. sayılı dosyası
  3. Anadolu Başsavcılığı’nın 2017/23371 Sor. sayılı dosyası
  4. Anadolu Başsavcılığı’nın 2018/73305 Sor. sayılı dosyası

Eğer Yerel Mahkeme’nin tezi doğru olsaydı, bu Yargıtay 8. CD kararı hukuki bir karar olsaydı, bu 4 dosyada takipsizlik kararları yerine iddianameler düzenlenirdi.

ÜÇÜNCÜSÜ: Yerel Mahkeme’nin dayanak gibi zikrettiği 8. Ceza Dairesi’nin 2007 kararı bir “BOZMA” kararıdır, bir “ONAMA” kararı değildir. Yani nihai hüküm değildir. Bu kararın 2007’de verilmesini takiben yargılama devam etmiştir. Yargıtay 8. CD’nin bu ilamına uyarak o doğrultuda karar veren İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin mahkumiyet kararını AYNI YARGITAY DAİRESİ (8. CD) BOZMUŞTUR. Böylece 2007 kararının hukuki önemi kalmamıştır.

Dolayısıyla, 28 Şubat zihniyetinin yüksek yargıda en güçlü olduğu bir tarihte, yazılan ama hiçbir yargı makamınca ciddiye alınmamış olan söz konusu Yargıtay 8. CD kararının dosyamız açısından hukuki bir delil değeri yoktur.

(İstanbul Bölge Adlı̇ye Mahkemesı̇ 1. Ceza Daı̇resı̇'ne; gönderilmiş dilekçemden alıntıdır.)