Cezaevinden Yazdığım Mektuplar -4-

MAYIS 2023

Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı Camiası ve Fahri Başkanımız Sayın Adnan Oktar’a karşı beş yıldır sürdürülen yıldırma, ayırma, dağıtma operasyonu artan bir yoğunlukla devam ediyor.

İlk tutuklamalar üzerinden yaklaşık beş yıl geçmesine rağmen ortaya “Etkin Pişmanlık Hükümlerinden Faydalanan” bir kişi çıkarıldı. Sadece bu kişinin kurgusal anlatımlarına dayanılarak yetkili kurumlar yanıltıldı ve yeni tutuklamalar başlatıldı. Tutuklanma sebepleri arasında, her Türk vatandaşı için yasal bir hak olan, cezaevi yönetimi ve kolluk onayı ile gerçekleştirilen cezaevi ziyaretleri yapılması, cezaevi idaresinin gözetimindeki mühürlü mektupların evlerde bulunması, 30 yıllık arkadaşların aynı evde yaşaması gibi TCK kapsamında suç olmayan nedenler gösterildi. Kişilerin kendi masumiyetlerini ve yaşadıkları hukuksuzlukları, hiçbir suç unsuru içermeden ifade ettikleri sosyal medya paylaşımları “Örgüt Propagandası”, adil yargılanmanın bir unsuru olarak yapılan avukat görüşmeleri ise “Lobi faaliyeti” sayıldı.

Böylelikle, sadece anayasal haklarını kullanmalarına rağmen ve dostane ilişkilerini sürdürmeleri nedeniyle, bazı arkadaşlarımız “Suç Örgütünün Güncel Yapılanması” olarak nitelendirilerek tutuklandılar. Ve her zamanki gibi bu tutuklama kararları, mahkemeden evvel bir kısım sosyal medya hesapları aracılığıyla ilan edildi!

Vakıf camiamıza ve arkadaş grubumuza yönelik devam eden bu kumpasın temelinde aslında ülkemize ve milletimize karşı oluşturulan sinsi planlar yatmaktadır. Bu sinsi planları yürütenler ise, devletimizin yargı, emniyet gibi saygın kurumlarındaki yetkililerini yanıltarak, bizlere karşı tahrik etmektedirler.

Şöyle ki; bu sinsi planlar, Osmanlı’dan itibaren ülkemizi bölmeye çalışan ve bunun için her türlü yolu deneyen İngiliz Derin Devleti (İDD) tarafından sahnelenmektedir. İDD, 300 yıllık süreçte, savaşlarla elde edemediğini, milli birlik ve beraberliğimizi bozup, sosyal yapımızı, kültürümüzü tahrip edip, bizleri ayrıştırmak yoluyla gerçekleştirmenin peşindedir.

Bu çirkin çabanın yüzyıllardır bilinen en klasik metodu; etnik, dini, mezhepsel farklılıkları kaşıyarak milli bütünlüğümüzü kırmaktır. Böylelikle toplum, Müslüman-Laik, Atatürkçü-Dindar, Alevi-Sünni, Türk-Kürt gibi suni bölünmelere maruz bırakılır.

Özellikle, toplumu bölme, kutuplaştırma amacıyla gerçek dinde olmayan hurafeler medya kanalıyla servis edilir. Böylece, Kuran’dan uzak, hurafelere dayalı Gelenekçi Ortodoks bir Müslümanlık anlayışının yaygınlaşması hedeflenir. Bu batıl anlayışta diğer düşünce ve inançtaki insanların yaşam haklarına saygı duyulmaz. Dolayısıyla toplumda derin bir kutuplaşma, güvensizlik, adaletsizlik, sevgisizlik ve kaygı meydana gelir. Böylece milli birlik, beraberlik, bütünlük bozulmuş olur. İşte gerçek “Beka Sorunu” budur.

Birleşik Krallık eski Başbakanı William Ewart Gladstone şöyle demiştir: “Türklerin elinden Kuran’ı Kerim’i almadıkça onları yenemeyiz.

Zira, Kuran’ı temel alan bir Müslümanlık anlayışı sevgiyi, barışı, adaleti, şefkati, saygıyı, kardeşliği, fedakarlığı, kaliteyi, estetik anlayışını, sanata, bilime, kadına değer vermeyi, insan haklarını, özgürlükleri ve birlik olmayı beraberinde getirir.

Toplumu, Kuran’dan uzak tutarak, Gelenekçi Ortodoks bir Müslümanlık anlayışına sürüklemek ise kini, öfkeyi, kıskançlığı, kalitesizliği, yolsuzluğu, yozlaşmayı, bağnazlığı körükler. Hurafelere dayalı Gelenekçi Ortodoks Müslümanlık anlayışı kadını değersizleştirir, dinin aslında olmayan yasaklar türetir, hayatı kısıtlar, sanatı, bilimi yok sayar, çifte standartları, adaletsizliği, hileyi, pusu kültürünü toplumda hakim kılarak, milli birlik ve beraberlik duygularını yok eder.

Bir ülke olmanın temeli kabul edilen milli birlik ve beraberlik duyguları zayıflatılmış, adalet anlayışı sinsi yöntemlerle erozyona uğratılmış toplumlar ve devletlerin ayakta kalma ihtimali yok denecek kadar azdır. Bölünmeleri, ayrışmaları, değersizleşmeleri ve dünyada itibarsızlaşarak yok olmaları adeta kaçınılmaz olur.

Afganistan, Pakistan, İrak, Iran, Suriye gibi ülkeler Geleneksel Ortodoks Müslümanlık anlayışının tuzağına düşürülmüş ülkelerdir. Öyle ki bunların bir kısmı parçalanmış, bir kısmı ise ayrılıklar, çatışmalar yaşayan, insan haklarının neredeyse tamamen ortadan kaldırıldığı, dünyanın büyük bölümü tarafından dışlanan geri kalmış ülkeler durumundadırlar.

Önemle belirtmek gerekir ki bu ülkeler hep böylesine kötü durumda değildiler. 1950’lerde, 60’larda hatta 70’li yıllarda bu ülkelerin halkları modern, insan haklarına saygılı, kadınların hayatın her alanında yer aldığı, saygı gördüğü, istedikleri gibi giyindiği, neşeyle yaşadığı özgür insanlardı. Söz konusu ülkeler bugünkü durumlarına bir anda düşmedikleri gibi kendilerine o tarihlerde sorulsaydı sinsi bir plan dahilinde adeta yok edileceklerine ihtimal de vermezlerdi.

İslam Dünyasını, Ortadoğu coğrafyasını parçalamayı hedef edinen İngiliz Derin Devleti etnik, dini, mezhepsel kimlik siyaseti üzerinden Türk-İslam dünyasını hedefleyen sinsi planlarını yüzyıllardır yürütmektedir. Bugün sürdürülen Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) de bu planın devamıdır. Türkiye Türk İslam Dünyasının ümidi olması nedeniyle bu planın ana hedefidir. İşte bu yüzden ülkemizin modern, laik, demokratik, anayasal toplumsal tabanı erozyona uğratılmaya çalışılarak milli birlik ve bütünlüğümüz yok edilmek istenmektedir.

İngiliz Derin Devleti hedef aldığı ülkelerde, kirli amaçlarını devlet kurumlarına, bürokrasiye, yargıya, medyaya sızmış olan elemanları üzerinden gerçekleştirir. Bu taktik Kurtuluş Savaşımızdan beri ülkemizde de uygulanmaya çalışılmaktadır.

Çok yakın tarihte yaşadığımız FETÖ kumpasları ve 15 Temmuz hain darbe girişimi de böyle bir derin devlet yapılanmasının ürünleridir. Ancak FETÖ’nün deşifre olması, etkisiz hale getirilmesi ülkemiz üzerinde oynanan bu senaryoların bittiği anlamına gelmez. Aynı sinsi planlar, farklı senaryolarla, farklı sahnelerde, farklı oyuncular ve yapılarla sahnelenmeye çalışılmaktadır.

İşte, vakıf camiamıza yönelik kumpas girişiminin özünde de bu sinsi amaçlar, planlar, senaryolar ve onların güncel piyonları yer almaktadır.

Zira, 40 yıl boyunca Devlete bağlılığı güçlendirici çalışmalar yapan, materyalist felsefeyi, Darwinizmi, bölücü teröristlerin felsefi yapısını, bağnazlığı, toplumsal dejenerasyon ve çatışma kültürünü Kuran’ın ve bilimin ışığında yaptığı ilmi çalışmalarla yerle bir eden vakıf camiamız bu sinsi planlar karşısında sosyo-kültürel bir set olmuştur.

Sayın Adnan Oktar’ın 300’den fazla kitabı, bu kitaplardan yararlanılarak hazırlanmış 1000’in üzerinde internet sitesi, ülkemizin hemen hemen her ili ve ilçesinde yaptığımız 10.000’in üzerindeki konferanslar ve sergiler adeta manevi bir kalkan hükmündedir.

İşte bu manevi kalkanı fikirle, bilimle, ilimle aşamayan bazı derin odaklar, bunu iftiralarla, kumpaslarla, hukuksuz düzmece delillerle, bizleri toplumdan tecrit ederek, kitapları, radyo, televizyon programlarını, internet sitelerini yasaklayarak yapmaya çalışmaktadır. Unutulmamalıdır ki kötülüğün böylesine yoğun telkin edildiği bir dönemde her çaba önemlidir. Ateizm, deizm Cumhuriyet tarihinde görülmemiş şekilde artmışken, bağnaz düşünce hiç olmadığı kadar cesaret bulup tırmanışa geçmişken, yaşam tarzlarına, inançlara saygısızlık, tahammülsüzlük, saldırılar yoğunlaşmışken tehlikeyi görmemek olmaz. Dünya çapında toplumsal kutuplaşmaların nasıl arttığı, insanların neşesinin kaçtığı, bunların bir sonucu olarak sevgisizlik, nefret dili, kadına karşı ve her türlü şiddet eylemleri, bencillik, ruhi bunalımlar, geçim sıkıntısı gibi hastalıkların tüm dünyayı adeta kanser gibi sardığı herkesin malumudur.

Bütün bu olumsuzlukların son bulması için yapılacak en önemli çalışma sevgi, şefkat, kardeşlik, adalet, dayanışma kültürünü tekrar hem ülkemize hem de tüm dünyaya yaymaktır. Bu ülkü ancak, Kuran’ın ve bilimin ışığında, günümüz teknolojisini kullanarak, başta gençler olmak üzere her kesimden insana ulaşmak suretiyle gerçekleştirilebilecektir.

İşte bu toplumsal faydayı gözeterek, Devletimize en fazla desteği vermeyi amaçlayarak 40 yıldır faaliyetlerini hiçbir maddi-manevi karşılık beklemeden gerçekleştiren arkadaş camiamız bu yüzden hedef alınmıştır.

Zira; Bizler Kuran’ın ve bilimin ışığında gerçekleştirdiğimiz sosyo-kültürel çalışmalarla toplumun aydınlık, modern, dindar, laik, demokrat, kaliteli, vatansever yüzünü temsil ediyoruz. Eğer bir gün adalet tecelli eder ve bizlere özgürlüğümüz geri verilirse, ki buna tüm kalbimle inanıyorum, bizler yine Allah’ın izniyle Milletimiz ve Devletimiz için faydalı çalışmalar yapmaya devam ederiz.

Kuran’da buyrulduğu gibi, onların bir planı varsa Allah’ın da bu necip Millet için bir planı vardır:

Yeryüzünde büyüklendiler ve kötü planlar yaptılar. Oysa kötü planlar, sahibinden başkasını kuşatmaz. Öyleyse onlar, öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlüyorlar? Halbuki Allah'ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın. Allah'ın sünnetinde asla bir sapma bulamazsın.. (Fatır Suresi, 43)

Bu kadim Devlet’in geleneğinde ve milletin mayasında derin inanç, adalet duygusu, sevgi, şefkat vardır. Elbette ki milletimiz bu ulvi değerler etrafında dik durmasını bilecek ve bünyesine asla kabul etmeyeceği fitneleri söküp atacaktır.

İllegal derin devlet yapılanmasının sahte ihbarlar, iftiralar ile yanıltmaya çalıştıkları, bizleri yaşatmamak, yok etmek için söz verecek hale getirilen değerli bazı yargı mensuplarımızın da bu gerçekleri görerek, bizleri anlayacaklarına, sahte ihbarlara değil maddi delillere göre karar vereceklerine olan inancımız sonsuzdur.

Adaletin tecelli edeceği, insanların sevgiyle, neşeyle, şefkatle birlik ve beraberlik ruhu içinde yaşayacağı bu güzel günlerin çok yakın bir zamanda geleceği umudumu en içten duygularla sizlerle paylaşıyorum.

Saygılarımla,

Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı Başkanı

Tarkan Yavaş