Cezaevinden Yazdığım Mektuplar -3-

OCAK 2023

Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı Başkanı olarak yargılandığım ve yaklaşık 5 yıldır tutuklu olduğum “Adnan Oktar Davası” tüm hukuksuzluğu ile devam ediyor.

Camiamızın uğradığı kumpasın ve haksızlıkların ne boyutlara ulaştığını, hangi yöntemlerin kullanıldığını zaman zaman açıkladım. Ancak, maalesef birkaç duyarlı, cesur kişinin dışında kamuoyundan güçlü bir ses çıkmadı. Aksine, bu durumu fırsat bilen medyadaki bazı tetikçiler gerçeklerin üzerini örterek, basma kalıp cümlelerle yapılan zulme destek verdiler.

Yanlış anlaşılmasın, ben kimseden bir yardım veya destek beklemiyorum. Benim vekilim ve yardımcım Allah’tır, O bana yeter.

Burada sadece ülkemiz için hayati derecede önemli olan bir konuya dikkat çekmek istiyorum. O da Devletimizin temelini, Milletimizin bütünlüğünü oluşturan “Adalet”, “Demokrasi” ve “Temel İnsan Hak ve Hürriyetleri” hususunda ortak bir bilinç ve kararlılık oluşturmak.

Zira bunlar, amasız, şartsız hepimizin sıkı sıkıya sahiplenmesi gereken, yeri geldiğinde ne pahasına olursa olsun fikri mücadelesi verilmesi gereken, bizi biz yapan manevi değerlerimizdir. Bunlar olmazsa biz olmayız; toplum olmaz, devlet olmaz.

Burada insanlığın samimiyet testinden geçtiği kritik nokta şudur; hukuksuzluğa, haksızlığa uğrayanları sevmeyebilirsiniz, yaşam tarzlarını benimsemeyebilirsiniz, hatta nefret de edebilirsiniz. Ancak, öyle bile olsa, yine de o insanların kimliğine, ırkına, inancına bakılmaksızın hakkın ve hakikatin yanında topluca durmak elzemdir. Bu haysiyetli duruş, insan onurunun bir gereğidir.

Ayrıca, bu ilkesel tavırla, aslında o insanlar desteklenmiş, kayırılmış da olmaz. Bu açıkça, toplumdaki adalet ve hakkaniyet duygularının yozlaştırılarak yok edilmesine karşı verilen bir demokrasi mücadelesi olur.

Böyle olmadığında toplumdaki adalet duygusu, eşitlik hissi zedelenir. Bu da mevcut kutuplaşmanın derinleşmesine, sosyolojik fay hatlarının kırılmasına ve daha fazla hukuksuzluğa neden olur.

Bugün bana ve benim gibi düşünen inananlara isabet eden haksızlıklar, hukuksuzluklar yarın size gelebilir. O zaman da yanınızda sizin ve sizin gibi düşünenlerin maruz kaldığı mağduriyete karşı adaleti, demokrasiyi, temel insan hak ve hürriyetlerini savunacak, bu ulvi değerler altında bir araya gelerek manevi bir güç oluşturacak kimse kalmaz.

Toplumda yaşanan derin kutuplaşmalar, sosyolojik kırılmalar, eşitsizlikler, çifte standartlar çok daha büyük hukuksuzlukların, özgürlük ihlallerinin yaşanmasına zemin hazırlar.

Bu koşullarda, toplumda gücü eline geçirenin diğerlerini ezdiği sosyal Darwinist bir ortam oluşur ki; bu ideolojik kavganın hiç kimseye faydası olmaz. Bilakis sadece bu vahşi kavgayı yapanlara değil, gelecek kuşaklara da yıkım ve acı getirir, lanetli bir “kan davasını” miras bırakır.

Bu yüzden bu kısır döngünün kırılması için bütün şahsi çıkarlardan, egolardan, ideolojilerden ve ön yargılardan sıyrılarak bizleri biz yapan ve bizleri barış, huzur ve saygı ortamında bir arada yaşatan manevi değerlerimize sahip çıkmamız şarttır.

Son zamanlarda bazı medyatik davalarda yaşanan hukuksuzluklar bu gerçekleri bir kez daha ortaya çıkardı. Camiamızın da birebir maruz kaldığı bu haksız uygulamaları, birçok arkadaşım gibi ben de birçok kez açıkladım. Ancak camiamızın yaklaşık 5 yıldır gündeme taşıdığı bu ortak söylemler, çifte standart yaklaşımlar nedeniyle maalesef gerekli karşılığı bulamadı.

Örneğin; İçi boş mesnetsiz iddialarla soruşturmalar açılması, iddianameler düzenlenmesi; Kanunların mevcut içtihatların dışında belli bir amaca göre keyfi yorumlanması; Doğal hakim ilkesi dışında hakim atamaları yapılarak heyetler oluşturulması; Hukuki, adil kararlar veren hakimlerin sürülmesi, ısmarlama, hukuksuz kararlar verenlerin ise terfi ettirilmesi; Adil yargılanma hakkının açıkça çiğnenmesi; Acımasız, gerekçesiz, en üst sınırdan cezalar verilmesi; Sürecin olağandışı şekilde yavaşlatılması ya da hızlandırılması; Hukuk profesörlerinin mütalaalarına, doktrine, Yargıtay içtihatlarına ve Anayasanın temel ilkelerine hiç değer verilmemesi ve bunlara aykırı kararlar verilmesi; Verilen kararların yargı mercilerinden önce belirli medya kuruluşları tarafından duyurulması gibi daha sayfalarca yazabileceğim hukuksuzluklar birçok kurgu davada görülmektedir.

Bizler Türk Milleti olarak, 85 milyon insan bu haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı dik durarak, ulvi değerlerimiz etrafında birlik, beraberlik içinde yaşamalıyız. Aksi durumda yalnızca kendi yoldaşımızın, yandaşımızın, sırdaşımızın haklarını savunup diğerlerini yok sayarsak bu değerler erozyonu yavaş yavaş sırayla herkesi alıp götürür.

Bir toplumun yozlaşmasındaki en önemli faktörlerden biri çifte standartlık yani iki yüzlülüktür. Biri için doğru ya da yanlış olan diğeri için de olmalıdır. Kanunlar, içtihatlar herkes için eşit uygulanmalıdır. Aksi durumda gerçek adalet, gerçek demokrasi olmaz. Toplum dejenere olur, devlet çöker.

Bu manevi değerler, şahsi ihtiraslara, çıkarlara kurban edilirse, sonu gelmeyen kötülüklerin kapısı açılmış olur.

Nitekim bugün ülkemizde ve dünyada gördüğümüz değerler erozyonu büyük acıları da beraberinde getirmiştir. Örneğin; toplumumuzda kadın, çocuk, sağlıkçı, doktor, avukat, taksici yani herkes şiddet sarmalının içine girmiştir. Hukuka, adalete güven en alt seviyededir. Toplumdan sevgi, saygı, dostluk hisleri alınmıştır. İnsanlar inancını umudunu kaybetmiştir. Zor yaşam koşulları travmatik sonuçlar doğurduğu için anti-depresan ilaç kullananların sayısı on milyonlarla ifade edilmektedir. Yine aynı şekilde on milyonlarca uyuşturucu mağdurundan söz edilmektedir. Ve daha nice kötülük etrafımızı sarmıştır.

Çevremizdeki bu azgın koşulların bir gün bizi ya da yakınlarımızı boğmasını beklemeden, birbirimizden hoşlanmasak, hiç sevmesek bile bizi biz yapan adalet, demokrasi, temel insan hak ve hürriyetleri gibi ulvi değerler etrafında sıkı sıkıya kenetlenmemiz elzemdir.

Maide Suresi, 8. ayette Allah şöyle buyuruyor; “Ey iman edenler! Allah için adaleti sağlayan şahitler olunuz. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli davranın…”

Toplumumuzun temel direği olan Anayasamızda da; “Masumiyet Karinesi”, “Eşitlik İlkesi”, “Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması”, “İnanç ve Düşünce Özgürlüğü”, “Özel Yaşamın Dokunulmazlığı” gibi temel değerler açıkça güvence altına alınmıştır.

Bu düşünce ve inançla, hakkın, hukukun tecellisi için; barış, sevgi ve saygı içinde, huzur ve refah dolu bir dünyada yaşamak ülküsüyle görüşlerimi sizinle paylaşıyorum.

Umuyorum ki; Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılında Ülkemizde adalet, demokrasi, temel insan hak ve hürriyetleri tesis edilsin, Milletimiz refah ve huzur içinde sevinçle yaşasın.

Saygılarımla,

Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı Başkanı

Tarkan YAVAŞ