Cezaevinden Yazdığım Mektuplar -1-

ARALIK 2021

       Bu mektubu size, maalesef ülkemizde süregelen “kumpas geleneğinin” içyüzünü, yaşadığımız süreçten kesitler vererek anlatmak ve böylelikle sizi bilgilendirmek için yazıyorum.

       Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı (TBAV) Camiası’na ve onun Fahri Başkanı Sayın Adnan Oktar’a yönelik görülen dava; Osmanlı’yı parçalayan, Türkiye’yi bölmeye çalışan, nesli ve ekini helak etmek isteyen İngiliz Derin Devleti’nin (İDD) bizlere karşı oluşturduğu bir “kumpas davası” dır.

        İngiliz Derin Devleti, Türkiye’de Kuran’ı yaşayan, güzel ahlaklı, eğitimli, modern, sanata, bilime değer veren, vatansever, fedakar, Devletine bağlı, yerli ve milli bir neslin yetişmesini istememektedir.

         Bu nedenle; materyalist felsefeyi, Darwinizm’i, bölücü düşünceyi, bağnazlığı, toplumsal dejenerasyonu ve çatışmayı bilimsel, fikri çalışmalarıyla yerle bir eden camiamızı hedef almıştır.

         İngiliz Derin Devleti, bu kumpası tezgahlarken bürokraside, adliyede, emniyette, basında yer alan kripto yapılanmayı, psikolojik harp uzmanlarını ve içimize sızmış bazı kriminal kişileri kullanmıştır.

          Buradaki amaç; bizleri yıldırmak, dağıtmak ve böylelikle ülkemiz, devletimiz ve milletimiz için yaptığımız etkili, faydalı çalışmalarımızı engellemektir.

          Yöntem ise; baskı, tehdit, şantaj ile suni müştekiler, mağdurlar, etkin pişmanlar oluşturmak ve iftiralarla, sahte materyallerle bizleri suçlu çıkarmak ve de kendilerince itibarsızlaştırarak toplumdan tecrit etmektir.

         İlk günden itibaren kimse bizlerin suçlu olduğuna inanmadı. Zaten buradaki asıl amaç algı operasyonu ile bizleri ve özellikle Sayın Adnan Oktar’ı kendilerince mahçup etmek, “gayri ahlaki” ve “gayri milli” göstermekti.

        Bunun için, özellikle toplumun sinir uçlarına dokunacak cinsel suçlar, çocuğun cinsel istismarı, casusluk, FETÖ’ye yardım gibi klasik kumpas konularını başlık yaptılar.

       30 yıllık geçmişimiz olan bazı arkadaşlarımız baskı ve tehdidin şiddetinden “etkin pişman” olmak zorunda bırakılarak bizlere husumet duyan, iftira atan, kendilerini aşağılayan şahıslara dönüştürüldü.

       Etkin pişman olup iftira atanı, “Ben ayrıldım, dağıldım” diyeni, kanunlara aykırı olmasına rağmen tahliye ettiler. Müştekiler, “samimi bulduk” diyerek etkin pişmanlar hakkındaki tecavüz suçlamalarını bir anda geri çektiler! Gerçekleri söyleyeni, vefa göstereni, “sen örgütsel saik ile hareket ediyorsun” deyip hapse attılar. Normal hayatın seyrini, dostluğu, kardeşliği, Kuran’daki “velayet sistemini” suç gibi gösterdiler.

          Bizleri suçlu çıkarmak pahasına, “resmi belgelerde” sahtecilik yaptıkları, dosyamıza giren delillerle ve bilimsel mütalaalarla ortaya çıktı:

  • FETÖ ile bağlantı kurmak amacıyla, bazı arkadaşlarımızın mailine ekleme, çıkarma yaptılar. Bir başka mail adresine bir harf ekleyerek kimlik değiştirttiler.
  • Bizleri silahlı örgüt gibi göstermek için bazı polislere oyun oynattılar. “Ben ateş etmedim” diyen polisin iki elinde de barut izi çıktı. Alenen yaptıkları kurguyu konuştukları video ortaya çıktı. Güvenlik kamerası görüntüleri gizli bir el tarafından yok edildi. Tatbikat yapılmadan alelacele olay mahalli yıkıldı! (Geniş delilleri dosyada mevcuttur)
  • Kitabına uydurdular, hukuksuzca şirketlere, vakıflara, mallara el konuldu.
  • Resmi rapor üzerinde 1,5 TL’yi 1,5 milyon TL; 6,5 TL’yi 6,5 milyon TL yaptılar.
  • HTS kayıtları ile oynadılar, karartma yaptılar.
  • Mühürlü evlere girdiler, yalan haber yaptılar.
  • Hukuka aykırı arama ve el koyma işlemleri yaptılar.
  • Bizleri savunmasız bırakmak için avukatlarımızı tutukladılar, tehdit ettiler.
  • Lehimize deliller ve raporlar görmezlikten gelindi.
  • Sahte imzalar atıldı.
  • Mahkeme tutanaklarına ekleme, çıkarma yapıldı.

          TÜM BU AÇIK GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASINA RAĞMEN NE SAVCILIK AŞAMASINDA, NE YARGILAMA SÜRECİNDE KUMPASI ALENEN ORTAYA ÇIKARAN DELİLLER, TANIKLAR VE BAZI MÜŞTEKİ VE ETKİN PİŞMAN OLANLARIN İTİRAFLARI GÖRMEZLİKTEN GELİNDİ. ÜSTÜ KARARTILDI.

          Hiçbir tanığımız dinlenmedi, üstelik müştekilere ve etkin pişmanlara bizlerin ve avukatlarımızın soru sorması engellendi. Çağırılan birkaç polis tanığın dinlenmesinden de sebepsiz yere vazgeçildi. (Bunların hepsi tüm açıklığıyla dosyamız da mevcuttur.)

Kanunlara, içtihatlara uymayı bir kenara bırakın, soruşturma ve kovuşturma boyunca Anayasamızın en hayati ilkeleri ve bizlerin en temel hakları olan masumiyet karinesi, eşitlik, adil yargılanma hakkı, özel hayatın gizliliği, inanç ve düşünce özgürlüğü sürekli ayaklar altına alındı.

         Hiçbir somut delile dayanmayan, hatta Türk Ceza Kanunu’nda karşılığı bile olmayan soyut ithamlar içeren hakkımızdaki iddianame ve mütalaa da bu doğrultuda şekillenmiştir.

        Yargılama boyunca duruşmalarda bizlere yöneltilen sorular, gösterilen fotoğraflar ve videolar da maddi gerçekliği ortaya çıkarmak için değil yine aynı kurgunun bir parçası idi.

         Hakkımızda Düzenlenen Esas Hakkında Mütalaa ve Gerekçeli Kararda ise;

  • “Amaç suç” olmadığı ve suç işlemek için bir araya gelmediğimiz açıkça zikredilmesine rağmen, “suç örgütü” olarak kabul edilmemiz gerektiği vurgulandı!
  • Hiçbir silahlı eylem olmamasına, silahlarımızın tamamının ruhsatlı olmasına ve arkadaşlarımızın hiçbirinin bugüne kadar tek bir adli sicil kaydının olmamasına rağmen “silahlı suç örgütü” ilan edildik!
  • Her ne kadar dosyamıza gelen resmi raporlara göre ortada bir casusluk eylemine konu olacak bir durum olmadığı açıkça vurgulansa da “casusluğa teşebbüs” suçundan cezalandırılmamız gerektiği yazıldı!
  • Devletimizin, milletimizin al-i menfaatleri için, devletimizin bilgisi dahilinde ve katılımıyla gerçekleştirdiğimiz bilimsel, kültürel faaliyetler, konferanslar delillerimizi açıkça ortaya koymamıza rağmen “örgüt faaliyeti” olarak kabul edildi!
  • Dosyamızda herhangi bir şantaj, tehdit, şiddete delil olabilecek tek bir kanıt olmamasına rağmen, “ellerinde video, resim var havası vererek şantaj yapmışlardır” dendi!
  • Sözde mağdurelerin kendi rızalarıyla arkadaşlarımızla görüştükleri ve hiçbir, baskı, şiddet, cebire maruz kalmadıkları açıkça beyanlarından da anlaşılmasına rağmen “o rıza fesada uğramıştır” dendi!
  • Dosyamızda cinsel suç iddialarını doğrulayan tek bir somut delil (DNA örneği, Adli Tıp Kurumu raporu, video, fotoğraf, HTS kaydı vs.) olmamasına, bilakis, aksi yönde lehimize yüzlerce delil olmasına rağmen “şantaj, tehdit ile cinsel saldırı olduğu sanıkların ‘müstehzi’ ifadelerinden anlaşılmıştır.” dendi!

            ÖZETLE; İDDİANAME, MÜTALAA VE YARGILAMA (Kİ ASLA GERÇEK BİR YARGILAMA YAPILMADI) SÜRECİNDE BİZLERE: “SİZ SUÇ İŞLEMEMİŞ OLSANIZ BİLE SUÇLUSUNUZ! AMAÇ SUÇUNUZ BİRLİKTE OLMANIZDIR! ANCAK AYRILIP DAĞILIRSANIZ TAHLİYE OLURSUNUZ” DENDİ VE AYNEN BÖYLE UYGULAMA YAPILDI.

            SONUÇTA, SADECE, TEHDİT VE ŞANTAJLA MÜŞTEKİ, ETKİN PİŞMAN YAPILAN KİŞİLERİN FESADA UĞRAYAN İFADELERİNE DAYANILARAK, HİÇBİR HUKUKİ, SOMUT DELİL OLMADAN ALEYHİMİZE HÜKÜM KURULDU VE 10.000’ER SENE CEZA VERİLDİ.

            Böylece Cumhuriyet tarihinde ve öncesinde görülmemiş baskılar, usulsüzlükler, kumpas ve işkenceler ile tertemiz, masum, eğitimli, devletine bağlı, dindar insanlar Türkiye’nin dört bir yanındaki cezaevlerine gönderildi.

            İlk günden itibaren bunun bir “kumpas davası” olduğunu söylemiştik. Geldiğimiz bu noktada dosyamıza giren deliller, mütalaalar ve ifadeler neticesinde “kumpas” açıkça deşifre edildi.

           Bizleri devlet, millet düşmanı gibi göstermeye kalktılar, “Devlet sizin üzerinizi çizdi” dediler. Ancak, devletimiz, milletimiz bizlerin vatanseverliğine, güzel ahlakına, yerli ve milli olduğumuza bir kez daha şahit oldu.

           BİZLER, TÜRK YARGISINA GÜVENİYORUZ. ÜLKEMİZ ÜZERİNDE OYNANAN BU KARANLIK OYUNLARIN BOZULACAĞINA, ADALETİN TECELLİ EDECEĞİNE VE MASUMİYETİMİZİN ORTAYA ÇIKACAĞINA İNANCIMIZ ELBETTE Kİ TAMDIR. O GÜN GELDİĞİNDE, ALLAH’IN İZNİYLE, YİNE DEVLETİMİZİN BEKASI, MİLLETİMİZİN FAYDASI İÇİN AŞKLA ŞEVKLE ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ.                                             

 Saygılarımla,

Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı Başkanı

Tarkan Yavaş